eğiticinin eğitimi

Başarma duygusu, bütün insanların evrensel bir tutkusudur. Çünkü insanlar ister birey, isterse grup olarak başarı ile güç kuvvet arasında yakın bir ilişki kurarlar ve yaşamı buna bağlarlar. Başka deyişle yaşamın ancak güçlü oldukları sürece mümkün olabileceğine inanırlar. Bir bakıma bunda hiç de haksız sayılmazlar.

Hiçbir şey, başarı kadar insanı mutlu edemez. Bizim üzerinde durmak istediğimiz ise yalnızca bilmeye, öğrenmeye ve düşünmeye ilişkin başarılar olup genelde bunlar, akademik yahut zihinsel eğitim kapsamı için söz konusudur.

Eğitimde Akademik Çalışmaların Önemi

Zihinsel eğitimin amacı; bilmeye ilişkin mantıki düşünme, eleştiri ruhu, yargılama, hayal gücü, bellek ve gözlem yeteneklerinin geliştirilip güçlendirilmesidir. Akademik eğitim; duyumsal eğitim ve bilişsel eğitim olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Duyumsal eğitimden beklenen anlamları farklı değişik verileri birbirinden ayırt etmek; bir başka ifadeyle en iyi duymak değil, fakat en iyi gözlemek ve en iyi algılamaktır. Bilişsel eğitim ise bireyin eğitim için bir eğitim kurumuna gitmesidir. Akademik eğitim; bilgileri güçlendirerek, geliştirerek ve besleyerek yönlendirmek ve öğrenmektir. Kuramsal bir eğitimdir. Fizik eğitim; daha çok el ve işlerinde beceri kazandırmayı amaçlamasına karşılık akademik eğitimin hedefi zihni mesafelerin geliştirilmesidir. Akademik eğitime uygun zekâ türü ise teorik, kuramsal zekâdır. Her düzeydeki akademik eğitim, belli bir kuramsal zekâyı gerektirir. Aksi takdirde, başarısızlık kaçınılmaz olabilir ve böyle bir sonuç da yeni başarılara yönelmeyi güçleştirebilir, engelleyebilir.

Burada sorulması gereken soru, kursiyerlerin başarı düzeyleri nasıl yükseltilebilir? Sorusudur. Yahut kursiyerlerin akademik başarılarını etkileyen faktörler nelerdir? Soruları sıkça sorulmaktadır.

Gerçekten kursiyerlerin akademik başarılarının etkili bir biçimde değerlendirilebilmesini engelleyen sorunların; kullanılmakta olan ölçme değerlendirme yöntem ve tekniklerinde gerekli yeniliklerin yapılmaması, eğitmenlerin iyi yetiştirilmemesinden kaynaklandığı bilinmektedir.

Şüphesiz eğitmen, gelişen bilim ve teknolojiye rağmen, eğitim ve eğitimde artan bir biçimde önem kazanmaktadır. Öyle ki, her geçen gün kaliteli eğitmene duyulan ihtiyaç daha da artmaktadır. Oysa buna karşı eğitmen kalitesinde giderek bir düşme gözlenmektedir. Bugün kaliteli bir eğitmenin en az bir yabancı dili konuşup yazabilmesi, alanında ürün verebilecek bir uzmanlık düzeyine ulaşması ve en etkili eğitim tekniklerini başarıyla kullanabilecek yeterlilikte olması kaçınılmaz sayılmaktadır. Acı bir gerçek, çok sayıda eğitmenin yetersiz düzeyde bulunduğu; katıldıkları kurs ve seminerlerde ortaya çıkmaktadır.

“Dünyaca kabul edilmiş bir söz vardır: Bir eğitim kurumu ancak orada çalışan eğitmenler kadar iyidir! Bu söz, eğitmen kalitesi ile katılımcılara verilen eğitim olanakları arasında kabul olunan yakın ilişkiyi ifade etmektedir. Bu bakımdan eğitmen niteliklerine bakarak eğitim kurumu kalitesi ve yeterliği hakkında bir fikir edinmek mümkündür” 

Ancak bununla eğitim kurumlarında görülen akademik kursiyer başarısızlığının tüm günahını eğitmene yüklediğimiz sanılmamalıdır. Çünkü her türlü eğitim ve eğitim başlıca şu faktörlere bağlı olarak oluşmaktadır:

-Yetenek (Doğal Kapasite)                                               

-Güdülenme (Umut yahut beklenti)

-Öğrenim (Eğitmenin kalitesi)

-Ortam (Öğrenimin gerçekleştirildiği ev, eğitim kurumu ve sosyal çevrenin olanakları)

-Sonuç (Çalışma sonunda sağlanan doyum ya da doyumsuzluktur)

Görülüyor ki kursiyerlerin başarısında eğitmenin etkisi tek etken olmadığı gibi sonsuz da değildir. Fakat bütün bunca etken arasında eğitmenin payı belki birçok durumda ilk sırayı alabilecek ölçüde yüksektir ve akademik başarı söz konusu olduğunda mutlaka üzerinde durulması gerekir. Çünkü eğitim kurumlarında kursiyerlerin gösterdikleri başarılarda öteki etkenlere gerektiğinden fazla yer verildiğinde ve eğitmenin etkisi daraltılıp küçümsendiğinde, mesleki açıdan çok tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir. Eğitmenler başarısızlıklarını kursiyerlere ve çevreye yükleyecek sorumluluktan kaçma eğilimleri gösterebilir.

Bu nedenle akademik başarısızlık durumunda ilk araştırılacak, eğitim ve eğitimden sorumlu eğitmen ve onun mesleki değerleridir. Onun için eğitmenlerin, hizmet öncesinde ve sırasında işlevlerine en uygun bilgi ve becerilerle donatılarak kalitelerinin yüksek tutulması, kursiyer başarısının arttırılmasında temel amaç olmak zorundadır.

Eğitim Niteliğinin Artırılmasında Akademik Çalışmalar

Akademik başarı veya eğitim kurumu başarısı olgusuna nereden bakılırsa bakılsın; “Yetiştirilen insan gücünün niteliği, eğitmenin niteliği ile yakından ilgili, hatta özdeş durumda görülmektedir. Konuya kursiyerlerin kalitesi açısından baktığımızda gideceğimiz her yol, bizi eğitmenin niteliğine götürmektedir”.

Aslında yeni eğitim modellerinin çoğunluğunun dayandığı temel felsefe, eğer kursiyerlere yeterli ve uygun zaman verilebilirse, uygun öğrenme fırsatları yaratılabilirse, bütün kursiyerlerin eğitimin hedeflerine ulaştırılabilecekleri yönündedir. Bunun gerçekleşeceği yer sınıf olup gerçekleştirecek olansa eğitmendir. Eğitmenin, bütün kursiyerlerin öğrenme hedeflerine ulaşabilmelerini sağlamak için başlıca şu çabaları göstermesi gerekli görülmektedir:

-Kursiyere ne öğretileceğinden veya ne öğreneceğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek açıklıkla belirtilmesi.

-Öğrenme sonunda kursiyerlerden ne isteneceğinin kursiyerlere önceden duyurulması.

-Her öğrenme ünitesi sonunda izleme testlerinin uygulanması ve düzeltme işlemlerinin yapılması.

-Kursiyerlerin öğrenme hızlarına göre öğrenme fırsatı yaratarak kendi kendine öğrenme materyallerinin sağlanması.

-İki-üç kişilik çalışma grupları oluşturulması, böylece grup halinde çalışma ve tartışma olanaklarının yaratılması.

-Eğitimin gör-işit araçları ile desteklenmesi.

-Her kursiyere “başarıyı tatma” olanağının sağlanması.

Özellikle son madde üzerinde biraz durmak istiyoruz. Bildiğimiz ve gözlediğimiz kadarıyla eğitmenlerin büyük bir çoğunluğu, kursiyerlerine az da olsa başarıyı tatma fırsatı vermemektedir. Oysa eğitmenler; başarısız kursiyerleri, zaman zaman, başarılı addederek kendilerine güven duymalarına yardımcı olabilirlerse, bunların başarı istek ve çabalarındaki artışa paralel olarak akademik başarıları da yükselir. Eğitmenler, akademik başarı konusunda kursiyerlerinin yenilgiyi kabullenmesine, yılgınlığa düşmesine ve kendilerini aşağılık duygusuna kaptırmasına asla izin vermemelidirler. Onlarla yakından ilgilenerek ihtiyaç duydukları cesareti sağlamalıdırlar. Kursiyerde istenen yönde davranış değişikliği amaçlayan eğitim davranışı, genellikle toplumsal bir etkileşim ortamı içinde oluşur. Bir eğitim davranışı, eğitmen ve kursiyer arasında çift yönlü bir iletişime dönüşür. Bu bilgi alışverişi, aslında eğitim adını verdiğimiz sürecin kendisidir. Bir eğitim olgusu dört ayrı evreden geçmektedir:

  • Program geliştirme
  • Eğitim etkinlikleri
  • Ölçme
  • Değerlendirme

Burada program geliştirme aşamasında, eğitimin amaçları ile bunlara ulaştırması düşünülen, kabul edilen ders ve konu içeriklerinin çok iyi tanımlanması, belirlenmesi gerekir. Yine program hazırlanırken anılan programa devam edecek kursiyerlerin önceki bilgi düzeyleri, zihni yetenekleri ve çevre koşulları gibi etkenler hesaplanarak gerekli önlemler alınmalıdır.

Eğitimin ikinci basamağı olan eğitim etkinliklerinde ise en önemli rolü oynayacak eğitmenden başkası değildir. Nitekim sınıfta oluşan eğitim etkinliklerinin verimli ya da verimsiz olmasında, başka deyişle bunlardan kursiyerlerin en yüksek oranda faydalanıp faydalanamamalarında sorumluluk eğitmenindir.

Sonucu; büyük ölçüde eğitmenin alan bilgisi, eğitim yaklaşımı, yargıları, deneyimi, kullandığı eğitim yöntem ve teknikleri ile yenileşme isteği ve yaratıcılığı belirleyecektir. Günümüzde, dünyamızdaki bilgi miktarı, her yedi yılda ikiye katlandığına göre, her yılki bilgilerimizin farklı olması şarttır. Bununla beraber her eğitim yılında aynı notlarla, aynı bilgilerle mesleğini sürdüren eğitmenlerin sayısı sanıldığından çok daha fazladır. İyi yetişmiş eğitmenler, verdiği her dersin sonunda yahut belirli ünitelerin bitiminde mutlaka kontrol testleri yaparak kendisinin ve kursiyerlerinin başarı durumunu belirleyerek üzerinde durulması gereken notları ortaya çıkarır. Başarıyı olumsuz yönde etkileyen nedenlerin etkilerini en aza indirmek için önlemler alır ve düzeltmeler yapar. Böylece hangi noktalarda ve nerelerde yanlış yapıldığını veya eksik bırakıldığını denetler.

Eğitim etkinlikleri bu şekilde, fakat mutlaka tarafsız ve mümkünse çoktan seçmeli testlerle ölçüldükten sonra, sıra bunlardan alınan sonuçların değerlendirilmesine gelmektedir. Hatırlatmak yarar gördüğümüz bir nokta ölçme ile değerlendirmenin aynı şeyler olmadığıdır. Ölçme nicelikleri kapsarken değerlendirme ölçme yolu ile sağlanan bulguların geçerlik ve güvenirlik derecelerini ve kişisel yorumları, yargı ve kararları da içermektedir. Bir bakıma ölçme maddi, değerlendirme ise manevi yönü ağır basan bir işlemdir. Özellikle sosyal bilimlerde insana yönelik değerlendirmelerin salt sayısal bir yaklaşımla yapılması karşılanamaz zararlar doğurabilir. Örneğin bir kursiyerin sınavlardan aldığı notun ortalama 65’dir. Bu sonuç, ölçümlerden elde edilen verilere uygun olup kursiyer başarısının karşılığı değildir. İşte eğitmen burada bir değerlendirme yapmak zorundadır. Eğitmen yapacağı değerlendirme ile kursiyere 70-80-90 notlarından birini takdir edebilir, uygun görebilir. Çünkü eğitmen bir makine ya da bir yazılı kağıt değildir. Kursiyerin genel başarı durumunu, (başka derslerde sağladığı sonuçları) bir üst sınıfın programının gerektirdiği çabayı gösterip gösteremeyeceğini ve yaptığı ölçmelerin hangi ölçüde sağlıklı ve güvenilir olup olmadığını göz önünde tutarak bir değerlendirmeye gitmelidir. Görüldüğü gibi değerlendirme ölçmeden çok daha geniş kapsamlıdır. Son yıllarda eğitim kurumlarındaki kursiyerlerin akademik başarıları konusunda eğitmenlerin rolüne ilişkin olarak şu bilgiler geliştirilmiş bulunmaktadır:

-Eğitmenin kullandığı dil ile kursiyerin dili arasındaki fark öğrenmeyi olumsuz yönde etkilemektedir.

-Eğitim kurumu eğitiminde çok önemli bir yeri olan zihin gücünün kalıtımla ilişkisini ispatlamak eğitmenlerin işi değildir. Eğitmen çevrenin (öğrenme ortamında yaratılan yaşantılar) davranış kazandırmada etkili olduğunu göstermekle yükümlüdür. Aksi takdirde eğitim adına yapılan büyük çaba ve yatırımlar anlamsızdır.

-Araştırmalar iyi düzenlenmiş bir öğrenme ortamında (eğitim kurumu) sözel ve sayısal düşünme gücünün arttırabileceğini zekânın geliştirilebileceğini destekler yönden bulgular sağlamaktadır.

-Öğrenmede yetenek ve diğer etkenler kadar hatta bazen onlardan daha çok güdülenmenin (motivasyon) payı vardır. Eğitmenler, kursiyerlerini başarı konusunda iyi motive ettikleri, şartlandırdıkları ölçüde ve bunu başarı duygusu ile pekiştirdikleri halde onların akademik başarılarını arttırabilirler.

-Eğitim kurumunda sağlanan havanın niteliği de başarıyı önemli ölçüde etkilemektedir. Nitekim eğitim kurumunda öğrenme sürecine katılanların yarattığı sosyal baskı ve atmosferin başarıda rolü olduğu ortaya konmuştur.

-Eğitim kurumlarında düzenlenecek akademik yarışmalar, bilmeye ve ders konuları üzerinde derinlemesine bilgili olmaya hevesli eğitmen ve kursiyerler üzerinde olumlu etkiler yapmakta ve kursiyerlerin başarılı olma isteklerini kamçılamaktadır.

-Eğitmenler tarafından akademik başarıya verilen değer öğrenmede etkili olmaktadır.

-Eğitim kurumu amaçlarının gerçekleştirilmesinde yönetimde yetki ve yeterlilik arasındaki ilişkiye gereken önemin verilmesi gerekmektedir.

-Eğitim işinde kursiyerin ne öğreneceğini, değerlendirmede kendisinden ne isteneceğini açıkça bilmesi, sınıf eğitiminde belli ölçüler içinde bireysel eğitime yer verilmesi akademik başarıyı etkileyen etkenler arasında görülmektedir.

-Ayrıca eğitim kurumunda kursiyer akademik başarısının arttırılması için:

Aynı dersi okutan eğitmenler yapacakları bütün yazılı ve sözlü sınavlardan önce bir araya gelerek öğrenim içeriklerini ve bunların öğrenilme düzeylerini belirleyecek soruları belirlemek amacıyla toplanıp ortak kararlara ve uygulamalara gidebilirler.

Farklı değerlendirmelerin önüne geçmek ve kursiyerlere eğitmen, öğrenmeyi teşvik etmek amacıyla ara sınavları da komisyonlarca gerçekleştirebilir ve bunun için bir bilgi bankası oluşturabilir. Özellikle beceriye dayanmayan kuramsal nitelikli derslerin sınavları çoktan seçmeli ve üniversite sisteminin özelliklerini taşıyan sınavlara gidilmesi, sağlanan başarı hakkında tarafsız bilgiler verebilir.

Bugün bütün özel eğitim kurumlarında hem nicelik hem de nitelik bakımından bir eğitmen yetersizliği bulunduğu ve bunun ancak kaliteli eğitmenler yetiştirmek ve görevde bulunanları da hızla hizmet içi eğitimden geçirmekle çözümlenebileceği görüşü ileri sürülebilir.

Yapılan gözlemler, toplantılarda çoğunlukla kursiyerlerin başarılarını arttırıcı önemler üzerinde durulmadığı, tartışılmadığı ve gerekli önemlerin alınıp uygulama yönüne gidilmediğini göstermektedir. Genelde sadece sağlanan sonuçlarla ilgilenilmekte, söz konusu sonuçları doğuran nedenleri araştırmak ve mümkün olabildiğince ortadan kaldırmak için gerekli çabayı göstermemektedir.

Mutlak bir başarı için kursiyerlerin; eğitmenlerin kişilik ve yöntemlerini sevmeleri ve kabul edilir bulmaları da çok önemlidir. Nitekim yapılan hemen bütün araştırmalar, kişiliği ve uyguladığı yöntem kursiyerler tarafından beğenilen eğitmenlerin derslerinde akademik başarı oranının yüksek olduğunu göstermektedir. Gerçekten kursiyerler nazik, dost, anlayışlı, dürüst, adaletli, yardımsever, demokratik, sabırlı, samimi, neşeli, tatlı sert otorite sahibi eğitmenlerin derslerini daha çok çalışarak başarı düzeylerini yükseltmektedirler.

Siz de iyi bir eğitmen olmak için eğiticilerin eğitimi programına katılabilir, sektörün aranan eğitmenlerinden birisi olarak kariyer basamaklarını hızla yükselebilirsiniz. Üstelik MEB AKADEMİ tecrübesi ve uzmanlığıyla…

Yorumlar   

0 #1 Melih GÜRÜN 27-02-2016 20:34
Gerçekten çok güzel ve doyurucu bir makale. Ufuk açıcı oldu benim için. Teşekkür ederim.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile